'Işığın' diyordu: Kırılıp düştüğü yerlerden geliyorum; karanlık kördü ve acımasız... Ellerimle kırdım ben de kalan kanatlarımı; kanatlarımı kanatmaktan geliyorum...
Küçük çocukların acıyı tarifleme şeklini hep beğenmişimdir. "çok acıyor, içinden acıyor" derler. Neresi dersiniz "her yeri", en çok neresi "her yeri içinden acıyor" Her yerin hiçbir şeyle buluşmasıdır büyümek belki de. Acıyan her yerin hiçbir şeyle tıka basa doldurulmasıdır.
Uzun bir yolculuğa çıkmak istiyorum. Sabahın ilk ışıklarıyla bir şehre girmek "heeey bakın sabahı ardıma takıp getirdim" diyebilmek, üzerime sinmiş griliği söküp atmak, mecburiyetlerden arınmak sadece "ben" olmak istiyorum.
Yaşama bambaşka pencerelerden bakıyoruz. Aslında renklendiren belki de bu. "İkna etmek" ne tuhaf bir kelime/uğraş değil mi? Şöyle bir bakınca "neden uğraşıyorum" dedirtse de vazgeçmediğimiz. Dün'e ait bir örnek.
"Sınırlı bir hayatı çabucak tüketmek için dörtnala koşturup dururken, bir an olsun, durup, geride kaç farklı ayak izi bıraktığımıza dikkat ediyor musunuz?"
Akşamdan beri aklıma takılan ilginç bir deneyim yaşadık. Hani bazı anlar vardır doğruyu yanlışı ayırmakta güçlük çekersiniz tam o noktadayım. Belki çok sıradan bile bulabilirsiniz yaşadığımız şeyi ama benim açımdan önemli.
İlerlemenin koşullarından biri belki dün'e bakmak. Baktığımız andaki ruh halimizi saymazsak tabi. "Keşke" ile değil "iyi ki " ile bakabildiğimizde sorun yok.